--° -- --/--°
Spor 26.06.2026 14:02 1 okunma

24 Yıllık Hasret Sona Erdi: Milliler Dünya Kupası'na Golle ve Galibiyetle Veda Etti!

A Milli Futbol Takımımız, 2026 FIFA Dünya Kupası'ndaki son maçında ABD'yi 3-2 mağlup ederek 24 yıllık gol hasretine son verdi ve kupaya 3 puanla veda etti. Arda Güler, Orkun Kökçü ve Kaan Ayhan'ın golleri galibiyeti getirdi.

24 Yıllık Hasret Sona Erdi: Milliler Dünya Kupası'na Golle ve Galibiyetle Veda Etti!

2026 FIFA Dünya Kupası'nda gruptan çıkma şansı bulunmayan A Milli Futbol Takımımız, D Grubu'ndaki son maçında ev sahibi ülkelerden ABD ile karşılaştı. Los Angeles Stadı'nda oynanan ve büyük çekişmeye sahne olan mücadelede Milliler, rakibini 90+8. dakikada gelen golle 3-2 mağlup ederek kupaya 3 puanla veda etti. Bu galibiyet aynı zamanda milli takımımızın 24 yıllık Dünya Kupası gol hasretini de sonlandırdı.

PAYLAŞ:

Yorumlar (0)

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Fikrinizi Paylaşın

Gündem 26.06.2026 15:03 0 okunma

Küresel Ekonominin Kilit Noktası İfşa Oldu: Bakan Bolat'tan Çarpıcı Açıklama!

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, OECD'de yaptığı konuşmada, kurallara dayalı küresel ticaret sisteminin önemini vurgulayarak, bunun ekonomik büyümenin olmazsa olmazı olduğunu belirtti. Sistem, DTÖ etrafında güçlendirilmeli.

Küresel Ekonominin Kilit Noktası İfşa Oldu: Bakan Bolat'tan Çarpıcı Açıklama!

Ekonomik işbirliği ve kalkınma alanında kritik öneme sahip Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD) Bakanlar Konseyi Toplantısı'nda Türkiye'yi temsil eden Ticaret Bakanı Ömer Bolat, küresel ticaretin geleceğine dair dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Bakan Bolat, mevcut ekonomik konjonktürde, belirlenmiş kurallara dayalı, çok taraflı ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) merkezli bir ticaret sisteminin güçlendirilmesinin, dünya ekonomisinde sürdürülebilir büyümenin tek ve yegane anahtarı olduğunu ifade etti.

Küresel Ticarette Yeni Dönem: Kuralların Hakimiyeti Şart Mı?

Paris'te düzenlenen ve dünya ekonomisinin önde gelen temsilcilerinin bir araya geldiği OECD toplantısında, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, global ekonomik dengelerin yeniden şekillendiği bu hassas dönemde, ticaretteki belirsizliklerin ve korumacı eğilimlerin önüne geçilmesi gerektiğini vurguladı. Bakan Bolat'a göre, kurallar bazlı bir ticaret sistemi, sadece serbest piyasa ekonomisinin işlemesi için değil, aynı zamanda ülkeler arasındaki eşitlik ve öngörülebilirlik ilkesinin de korunması için hayati önem taşıyor. Bu sistemin, DTÖ gibi uluslararası kuruluşlar nezdinde daha da etkin hale getirilmesi, özellikle gelişmekte olan ülkeler için adaletli bir ticaret ortamı yaratılmasına katkı sağlayacaktır.

Bakan Bolat'ın Vurguladığı Anahtar Noktalar

Bakan Bolat, yaptığı konuşmada şu kritik noktalara dikkat çekti:

  • Çok Taraflılığın Önemi: Tek taraflı kararlar yerine, uluslararası mutabakatla alınan kararların küresel ticarete istikrar kazandıracağını belirtti.
  • DTÖ'nün Rolü: Dünya Ticaret Örgütü'nün, ticaret anlaşmazlıklarının çözümünde ve yeni ticaret kurallarının belirlenmesinde merkezi bir rol üstlenmesi gerektiğini söyledi.
  • Ekonomik Büyüme Dinamikleri: Kurallara uygun, öngörülebilir ve şeffaf bir ticaret ortamının, yatırımları teşvik edeceğini ve küresel ekonomik büyümeyi hızlandıracağını savundu.
  • Korumacılığa Karşı Mücadele: Artan korumacı eğilimlerin küresel ticareti sekteye uğrattığını ve bu duruma karşı ortak bir duruş sergilenmesi gerektiğini dile getirdi.

Geleceğin Ticaret Vizyonu ve Türkiye'nin Konumu

OECD Bakanlar Konseyi Toplantısı, küresel ekonomik zorluklara karşı ortak çözümler üretme ve geleceğe yönelik politikalar belirleme açısından büyük bir platform sunuyor. Bakan Bolat'ın bu toplantıdaki açıklamaları, Türkiye'nin küresel ticaret sistemindeki aktif ve yapıcı rolünü pekiştiriyor. Kurallar bazlı sistemin güçlendirilmesi çağrısı, sadece ekonomik bir talep olmanın ötesinde, uluslararası hukukun ve işbirliğinin önemini vurgulayan bir duruş olarak öne çıkıyor. Bu çerçevede, DTÖ'nün reforme edilmesi ve günümüz ihtiyaçlarına daha iyi yanıt verecek şekilde yapılandırılması da gündemin önemli maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Bakan Bolat, Türkiye olarak bu sürecin bir parçası olmaktan ve küresel ticaretin daha adil, daha öngörülebilir bir zeminde ilerlemesi için çaba göstermekten memnuniyet duyduklarını belirtti.

Toplantı sonunda yapılan değerlendirmelerde, katılımcı ülkelerin büyük çoğunluğunun Bakan Bolat'ın dile getirdiği kurallar bazlı ticaret sistemi vizyonuna olumlu yaklaştığı gözlemlendi. Önümüzdeki dönemde, bu vizyonun somut politikalara nasıl yansıyacağı ve küresel ekonomiye ne gibi etkilerde bulunacağı merakla bekleniyor.

Ekonomi 26.06.2026 14:30 0 okunma

Otomotiv Sektöründe Şaşırtan Veriler: Yerli Üretim Payı Tarihi Zirvede!

Ocak-Mayıs 2026 dönemine ait otomotiv üretim ve ihracat rakamları açıklandı. Toplam otomotiv üretiminde düşüş yaşanırken, yerli araçların pazar payındaki dikkat çekici yükseliş tüm dengeleri değiştirdi.

Otomotiv Sektöründe Şaşırtan Veriler: Yerli Üretim Payı Tarihi Zirvede!

Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) tarafından açıklanan Ocak-Mayıs 2026 dönemi üretim ve ihracat verileri, sektördeki dinamiklerin hızla değiştiğini gözler önüne serdi. Yılın ilk beş ayında toplam otomotiv üretimi, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 10'luk bir daralma göstererek 538 bin 718 adet olarak kaydedildi. Bu genel düşüşte en büyük payı alan otomobil üretimi yüzde 20 azalarak 301 bin 367 adede gerilerken, dikkat çekici bir şekilde ticari araç üretimi ise yüzde 6'lık bir artış gösterdi.

Ticari Araç Üretimindeki Yükseliş Dikkat Çekiyor

Özellikle ağır ticari araç üretimindeki yüzde 8'lik artış ve hafif ticari araç üretimindeki yüzde 6'lık büyüme, sektördeki bu ayrışmanın altını çiziyor. Bu dönemde otomotiv sanayisinin genel kapasite kullanım oranı yüzde 61 seviyesinde gerçekleşti. Araç gruplarına göre bakıldığında, hafif araçlarda (otomobil ve hafif ticari araçlar) kapasite kullanımının yüzde 62 olduğu görülürken, kamyonlarda yüzde 57, otobüs-midibüslerde yüzde 67 ve traktör üretiminde ise yüzde 27 seviyesinde seyrettiği belirlendi. Bu rakamlar, ticari araç segmentindeki canlılığın kapasite kullanımına da yansıdığını gösteriyor.

İhracatta Düşüş, Yerli Katkıda Artış

Mayıs ayındaki iş günü sayısının düşüklüğünün de etkisiyle, otomotiv ihracatı yılın ilk beş ayında yüzde 15'lik bir gerileme ile 373 bin 825 adet olarak gerçekleşti. Otomobil ihracatındaki yüzde 29'luk düşüş önemli bir paya sahipken, ticari araç ihracatındaki yüzde 5'lik artış ve traktör ihracatındaki yüzde 20'lik yükseliş bu tabloyu bir nebze olsun dengeledi. Toplam otomotiv ihracatı, bu dönemde geçen yıla göre yüzde 2 artarak 16.6 milyar dolara ulaştı. Bu rakamla otomotiv sektörü, toplam ihracattan aldığı yüzde 18'lik pay ile sektörler arasındaki liderliğini sürdürdü. Ancak, otomobil ihracatının 4.4 milyar dolara gerilemesi, bu segmentteki zorlukları ortaya koyuyor. Buna karşın, ana ve tedarik sanayi ihracatındaki artışlar, sektörün genelindeki potansiyeli koruduğunu gösteriyor.

Pazar Daralırken Yerli Üretim Öne Çıktı

Ocak-Mayıs 2026 döneminde toplam pazar, geçen yıla göre yüzde 8 daralarak 468 bin 507 adet olarak gerçekleşti. Otomobil pazarındaki yüzde 10'luk daralma dikkat çekici. Hafif ticari araç pazarındaki yüzde 2'lik artış ise bu segmentin canlılığını koruduğunu gösteriyor. Ağır ticari araç pazarındaki yüzde 11'lik gerileme ise sektörün genelindeki daralma trendini destekler nitelikte.

Yerli Araçların Pazarı dominance etmesi Bekleniyor

Pazardaki genel daralmaya rağmen, yerli araçların payında yaşanan artış en dikkat çekici gelişme olarak öne çıkıyor. Toplam taşıt araçlarında yerli üretim payı, geçen yıla göre yüzde 30'dan yüzde 34'e yükseldi. Otomobillerde bu oran yüzde 31'den yüzde 35'e, hafif ticari araçlarda yüzde 20'den yüzde 23'e ve kamyonlarda ise yüzde 59'dan yüzde 66'ya tırmandı. Bu veriler, tüketicilerin yerli üretime olan yöneliminin arttığını ve Türkiye otomotiv sanayisinin yerli üretim gücünü daha belirgin hale getirdiğini gösteriyor. Uzmanlar, bu trendin devam etmesi halinde yerli araçların pazar payının daha da artacağına işaret ediyor.

Ekonomi 26.06.2026 13:01 1 okunma

Renault'dan Türkiye Hamlesi: BYD Tartışmaları Gölgesinde Dev Yatırım ve 'Milli İkon' Lansmanı!

Renault'un Bursa'daki Oyak Renault fabrikasında ürettiği yeni C-SUV modeli Boreal, 400 milyon euroluk yatırımın kilit halkası olarak tanıtıldı. Türk kullanıcı beklentilerine göre tasarlanan model, 2027'de Türkiye'nin en çok satan otomobili olmayı hedefliyor.

Renault'dan Türkiye Hamlesi: BYD Tartışmaları Gölgesinde Dev Yatırım ve 'Milli İkon' Lansmanı!

Otomotiv dünyasında gözler Çinli dev BYD'nin Türkiye yatırımlarına çevrilmişken, Renault'dan dikkat çekici bir adım geldi. OYAK ve Renault iş birliğiyle Bursa'da üretilecek yeni C-SUV modeli Boreal, düzenlenen görkemli bir lansmanla otomotiv severlerin beğenisine sunuldu. 400 milyon euroluk yatırım planının en önemli projelerinden biri olarak gösterilen Boreal, hem iç pazardaki büyüme hedeflerinde hem de global ihracat stratejisinde kritik bir rol üstlenecek.

Türkiye İçin Tasarlanan Yeni 'Milli İkon' Doğdu

OYAK Renault fabrikasında geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen lansman etkinliğine, markanın Türkiye ve Fransa'dan üst düzey yöneticileri katıldı. MAİS A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Bahaettin Tatoğlu, Boreal'in sadece Türkiye'de üretilen bir model olmadığını, aynı zamanda Türk kullanıcıların ihtiyaçları ve beklentileri doğrultusunda özel olarak geliştirildiğini vurguladı. Tatoğlu, modelin 2027 yılına kadar Türkiye'nin en çok satan otomobili olması yönündeki iddialı hedeflerini de paylaştı. Renault, Boreal'i geçmişte Toros ve Broadway gibi modellerin Türk otomotiv tarihindeki yerine benzer şekilde, yeni bir 'milli ikon' olarak konumlandırmayı amaçlıyor. Bu stratejiyle, yerli üretimin gücünü ve Türkiye'ye olan bağlılığı pekiştirmeyi hedefliyor.

Yerlilik Oranı Yüksek, Garanti Süresi Uzun: Boreal'in Sunduğu Avantajlar

Boreal'in yerli üretim gamına katılmasıyla birlikte Renault'un Türkiye pazarındaki konumunun daha da güçleneceğine dikkat çeken Bahaettin Tatoğlu, modelin yerlilik oranının yüzde 58'e ulaştığını belirtti. Bu yüksek yerlilik oranı, otomobilin ÖTV avantajından yararlanmasını sağlayarak rekabetçi bir fiyatlandırma sunmasına olanak tanıyor. Ayrıca, tüketiciler için önemli bir güvence unsuru olan Boreal için 7 yıl veya 160 bin kilometreye kadar garanti sunulması da dikkat çekiyor. Bu uzun garanti süresi, Renault'un ürününe ve Türkiye pazarına olan güvenini ortaya koyuyor.

'Türkiye'ye Söz Verdiğimiz Gibi Yaptık' Mesajı

Lansmanda konuşan Renault Group Türkiye CEO'su Lionel Jaillet, Boreal'in markanın küresel büyüme planlarında kilit bir role sahip olduğunu belirtti. Jaillet, "Biz Türkiye'ye ne söz verdiysek yaptık, ürettiğimiz yeni modeller bunun göstergesi" diyerek sözlerine başladı ve Boreal'in Renault için stratejik bir dönüm noktası olduğunu vurguladı. Jaillet, aracın Bursa'daki Oyak Renault tesislerinde üretilmesinin hem iç pazar talebini karşılayacağını hem de ihracat hedeflerine önemli katkı sağlayacağını söyledi. Bu açıklama, özellikle BYD'nin Manisa yatırımının askıya alındığı yönündeki haberlerin hemen ardından gelmesiyle dikkat çekti. Jaillet'in mesajı, Renault'un Türkiye'ye yönelik güçlü taahhüdünü ve otomotiv üretim ekosistemine olan güvenini pekiştirir nitelikteydi.

SUV İvmesi C Segmentine Taşınıyor

Jaillet, SUV segmentinde Duster ile yakaladıkları başarıyı Boreal ile C segmentine taşımayı hedeflediklerini belirtti. Boreal'i sadece yeni bir model olarak değil, ortak hedeflerin ve kolektif uzmanlığın güçlü bir ifadesi olarak tanımlayan Jaillet, OYAK ile yerel yetkinliklerini geliştirmeye, ekiplerini güçlendirmeye ve Türkiye otomotiv ekosisteminin sürdürülebilir gelişimine katkı sağlamaya devam edeceklerini sözlerine ekledi.

Yatırımın Son Vitesinde 'Striker' Modeli Var

Boreal, OYAK ve Renault tarafından 2024 yılında duyurulan 400 milyon euroluk yatırımın önemli bir parçasını oluşturuyor. Yeni Clio ile başlayan, Duster ve Boreal ile devam eden yatırım sürecinin son adımı ise Türkiye'de üretilecek ilk Dacia modeli olan 'Striker' olacak. Dört yeni modelin Bursa'da üretilmesiyle birlikte Oyak Renault Fabrikaları'nın hem üretim hem de ihracat kapasitesinin daha da artması bekleniyor. Boreal'in ilk etapta Kuzey Afrika ve Doğu Avrupa pazarlarına ihraç edilmesi planlanıyor.

Teknoloji 26.06.2026 12:34 1 okunma

Teknoloji Devleri Savaşında Yeni Perde: Insta360'tan DJI'a Ağır Karşı Saldırı!

Taşınabilir kamera pazarının iki dev ismi Insta360 ve DJI arasındaki patent savaşında tansiyon yükseliyor. DJI'ın dava açmasının ardından Insta360'tan bomba gibi bir hamle geldi.

Teknoloji Devleri Savaşında Yeni Perde: Insta360'tan DJI'a Ağır Karşı Saldırı!

Rekabet Kızıştı: Patent Kavgasında İkinci Tur

Gimbal ve 360 derece kamera teknolojilerinde dünya devi olan DJI ile rakibi Insta360 arasındaki patent ihlali iddiaları giderek tırmanıyor. Dün DJI'ın, Insta360'ın yeni taşınabilir kamera modeli “Luna” üzerinden şirkete iki ayrı dava açtığı duyurulmuştu. DJI, Luna serisi ürünlerin, özellikle Osmo Pocket modeline hem teknik özellikler hem de tasarım açısından aşırı derecede benzediğini savunuyor. Bu benzerliğin tüketicilerin kafasını karıştırarak ticari itibarlarını zedelediğini belirten DJI, aynı zamanda bu ürünlerde kendi patentli teknolojilerinin izinsiz kullanıldığı suçlamasında bulunmuştu.

Insta360'tan Anında Yanıt: Karşı Davayla Şok Etkisi!

DJI'ın hamlesine kayıtsız kalmayan Insta360’tan ise gecikmeden bir misilleme geldi. Insta360 cephesi, DJI’ın gimbal ve 360 derece kamera alanlarındaki teknolojilerini kapsayan toplam beş adet patentini ihlal ettiği gerekçesiyle DJI’a karşı bir karşı dava açtığını duyurdu. Şirket tarafından yapılan açıklamalarda, bu patentlerin DJI’ın Osmo Pocket, Ronin/RS, Osmo Mobile ve Osmo 360 gibi piyasadaki en popüler ve kritik ürünlerinde kullanıldığı iddia ediliyor. Bu hamle, iki teknoloji devri arasındaki hukuki mücadelenin ne kadar derinleştiğini ve iki tarafın da birbirine karşı ne kadar kararlı olduğunu gözler önüne seriyor.

Patent Savaşının Kökenleri ve Çin Hattı

Bu son gelişmeler, iki şirket arasındaki patent çatışmasının aslında daha eskiye dayandığını gösteriyor. DJI, geçtiğimiz ay da yine Çin merkezli olarak Insta360’a karşı bir patent davası başlatmıştı. Bu davada ise DJI, altı adet patentinin Insta360 tarafından ihlal edildiği iddiasında bulunmuştu. Bu durum, rekabetin yalnızca ürün geliştirmede değil, aynı zamanda fikri mülkiyet hakları konusunda da yoğunlaştığını gösteriyor. Özellikle küresel pazarda söz sahibi olan bu iki şirketin, teknolojilerinin korunması ve rakiplerine karşı üstünlük kurma çabaları, patent davalarının sıklıkla gündeme gelmesine neden oluyor.

Pazarın Geleceği Ne Getirecek?

Taşınabilir kameralar ve profesyonel stabilizasyon teknolojileri pazarı, son yıllarda büyük bir ivme kazandı. Insta360 ve DJI gibi öncü firmaların bu alandaki inovatif ürünleri, hem profesyonellerin hem de amatörlerin içerik üretme biçimlerini kökten değiştirdi. Ancak bu hızlı büyüme ve rekabet ortamı, kaçınılmaz olarak fikri mülkiyet anlaşmazlıklarını da beraberinde getiriyor. Açılan bu davaların sonuçları, yalnızca bu iki şirketin geleceğini değil, aynı zamanda tüm sektördeki patent uygulamaları ve rekabet dinamikleri üzerinde de önemli etkilere sahip olabilir. Tüketiciler ise bu çekişmenin sonucunda daha yenilikçi ve geliştirilmiş ürünlerle karşılaşmayı umuyor.

Bu karmaşık hukuki süreçlerin nasıl sonuçlanacağı merakla beklenirken, her iki şirketin de teknolojik üstünlüklerini ve pazar paylarını korumak için ne kadar ileri gidebileceği de tartışma konusu.

Ekonomi 26.06.2026 12:00 1 okunma

Yıllık İzinler Patlama Yapıyor: İşçilerin Talepleri Havalar Isındıkça Artıyor, Kurallar ve Haklar Neler?

Yaz mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte yıllık izin taleplerinde büyük bir artış yaşanıyor. İşçilerin merak ettiği izin hakları, izin kurulları, toplu izin uygulamaları ve yol izni gibi tüm detaylar bu haberde.

Yıllık İzinler Patlama Yapıyor: İşçilerin Talepleri Havalar Isındıkça Artıyor, Kurallar ve Haklar Neler?

Yaz ayları kapıyı çalarken, çalışanların gözü kulağı yıllık izinlerinde. Okulların kapanmasına yakın dönemde artan sıcaklıklarla birlikte iş yerlerinde yıllık izin talepleri de zirveye tırmanıyor. Peki, bu yoğun talep karşısında işverenlerin ve işçilerin uyması gereken kurallar neler? Yıllık ücretli izin hakkının kazanılmasından toplu izin uygulamalarına kadar merak edilen tüm detaylar aydınlatılıyor.

Yıllık İzinlerin Hukuki Çerçevesi ve İzin Kurulları

Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği'ne göre, 100'den fazla çalışanı olan iş yerlerinde özel bir düzenleme devreye giriyor. Bu iş yerlerinde, ikisi işçi, biri işveren temsilcisi olmak üzere üç kişiden oluşan bir izin kurulu kurulması zorunlu. İşçi temsilcileri, mevcut sendika iş yeri temsilcileri tarafından seçilirken, sendikanın bulunmadığı yerlerde ise işçilerin yarıdan fazlasının katılımıyla iki yılda bir yapılan oylamayla belirlenir. Çalışan sayısı 100'ün altında olan iş yerlerinde ise bu görevi, işçi ve işvereni temsil eden iki kişi üstleniyor.

İşverenler, oluşturulan izin kurulu veya bu kurul yerine geçen kişilerle istişare ederek, işin niteliğine göre yıllık izinlerin yılın belirli bir döneminde toplu olarak kullandırılması kararı alabilirler. Bu karar, iş yerine ilan edilerek tüm çalışanlara duyurulur ve izinler bu plana göre kullandırılır. Özellikle bazı fabrikalarda bu toplu izin uygulaması yaygın olarak görülmektedir.

Bireysel İzin Taleplerinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Toplu izin uygulaması olmayan iş yerlerinde ise durum biraz daha farklılık gösteriyor. Çalışanların yıllık izin taleplerini, en az bir ay önceden yazılı olarak işverene bildirmeleri gerekmektedir. Bu talepler, izin kuruluna veya izin kurulu bulunmayan yerlerde belirlenen kişilere iletilir. Ancak burada önemli bir nokta var: İşveren, işçinin talep ettiği tarihte izin vermek zorunda değildir.

İzin kurulu veya işveren, işçinin belirttiği tarihlerle bağlı kalmaksızın, işin durumunu ve işçilerin taleplerini göz önünde bulundurarak izin sırasını gösteren çizelgeler hazırlar. Aynı tarihe denk gelen izin taleplerinde ise öncelik, işçinin kıdemi ve bir önceki yıl iznini hangi tarihte kullandığı dikkate alınarak belirlenir. Bu düzenlemeler, hem iş akışının kesintisiz devamını sağlamayı hem de tüm çalışanların hakkaniyetli bir şekilde izin kullanmasını amaçlar.

Toplu İzin Dönemi ve Hak Kazanma Şartları

Toplu izin uygulamasının olduğu iş yerlerinde, nisan ayı başı ile ekim ayının sonu arasındaki dönem genellikle toplu izin dönemi olarak belirlenir. Bu dönemde işçilerin tamamı veya bir kısmı izne ayrılabilir. İlginç bir detay ise, bu toplu izin uygulaması kapsamında henüz yıllık ücretli izin hakkını kazanmamış çalışanların da izne çıkarılabilmesidir. Bu durumda olan kişilerin, yıllık izin hakkını kazanacakları tarih, sonraki yıllarda toplu izin yönteminin uygulanmaması halinde kanundaki genel kurallara göre belirlenir.

Yıllık İzin Süreleri Nasıl Belirleniyor?

Yıllık izne hak kazanmak için işe başlama tarihinden itibaren en az bir yıl çalışmış olmak şartı aranır. İzin süresi, çalışanın aynı işverenin bir veya daha fazla iş yerindeki toplam çalışma süresine göre belirlenir:

  • 1 yıldan 5 yıla kadar çalışanlar: 14 gün
  • 5 yıldan fazla, 15 yıldan az çalışanlar: 20 gün
  • 15 yıl ve daha fazla çalışanlar: 26 gün

Bu süreler, yer altı işlerinde çalışanlar için 4'er gün eklenerek artırılır. Ayrıca, 18 yaşından küçük ve 50 yaşını doldurmuş çalışanların izin süresi, çalışma süreleri ne olursa olsun en az 20 gün olarak belirlenmiştir. Kanunla belirlenen bu minimum süreler, toplu veya bireysel iş sözleşmeleriyle artırılabilir, ancak kesinlikle azaltılamaz.

Yol İzni ve Diğer Detaylar

İşçinin yıllık iznini iş yerinin bulunduğu yerden başka bir yerde geçirmesi durumunda, yol izni talep etme hakkı doğar. İşverenin, bu durumu belgelendirmesi koşuluyla, gidiş ve dönüş yolculukları için 4 güne kadar yol izni vermesi zorunludur. Ancak bu yol izni, çalışanın ücretinden kesilir. Örneğin, 2 gün yol izni kullanan işçinin maaşından 2 günlük kesinti yapılır.

Kanunen yıllık iznin kesintisiz kullandırılması esastır. Ancak, taraflar anlaşarak izin süresini bölebilirler. Bu noktada işçinin erken dönmesi halinde işveren, izin süresi bitmeden işçiyi işe başlatıp başlatmama konusunda serbesttir.